|
Derneğimiz tarafından 2006 yılının Haziran ayında merhum vali yardımcısı Yüksel ÖZDEN anısına başlatılan “Yüksel Özden Ağıt Yarışması Osmaniye ve Yukarı Çukurova ağıtları” adlı yarışma 2008 yılı Ağustos ayında tamamlandı.
Başlangıçta Osmaniye ilçeleri ile Kahramanmaraş’ın batısında, Kayseri ilinin güney ilçeleri, Hatay ilinin kuzey ilçeleri ve köylerini kapsayan yaklaşık 150 köy muhtarlığına yarışma şartnamesi gönderilmiş ve yarışma başlatılmıştır. Yarışmaların seçici kurul üyeliklerine ağıtlar konusunda uzman edebiyatçılar getirilmiştir. Bunlar: Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk dili ve Edebiyatı bölümü öğretim üyesi Prof.Dr.Erman ARTUN, Emekli öğretmen ve araştırmacı Mustafa YÜCE, Ağıtların kaynak kişisi ve derlemeci, Akademi mezunu Hüseyin KEÇE, Araştırmacı, derlemeci Osmaniye Kültür müdür yardımcısı Veli ABA, Edebiyatçı Mehmet KARABURÇ tarafından bütün ağıtlar en az üç defa olmak üzere incelendi.
Yarışmanın değerlendirmesini yapan seçici kurul üyeleri birbirlerini tanımadılar. Seçici kurul OFAD yönetimi tarafından 11. Çukurova Aşıklar bayramı ve Aşık Feymani Şenliklerinde ödül töreninde tanıştırıldılar.
Yarışmada ilk üç dereceye girerek para ödülü kazanan ağıtlar:
BAHÇE MÜFTÜSÜ İSMAİL İLE KARDEŞİ YUSUF’UN AĞIDI
Kaynak kişi : Güllü Hatın Müftü ile Yusuf’un annesi Bahçe-Osmaniye
Derleyen : Kadir Aslan Emekli öğretmen Araştırmacı yazar Küllü Köyü Osmaniye
1909 Yılında Adana ve çevresinde Ermeniler arasında uzun süren silahlı ve Türklük aleyhtarı propagandaların yer aldığı hazırlık ve tahrik dönemi sonucunda. Ermeni Papaz’ı Muşeg’in emri ve Ermeni’lerin tecavüzleriyle “Adana olayları” başlar
Bu sırada Cebelibereket sancağı’nın merkezi Erzin Kasabasıdır. Sancak mutasarrıfı Mehmet Asaf bey’dir. Erzin’e Örf-i idare Mahkemesi heyeti gönderilmişti. Erzin’e Suvari Albay Eyüp bey başkanlığında yargı heyeti gelmişti. Sonradan askeri komutanlar içinde Ermeni yanlısı bir kısım kimselere görev verildiği belirtilmiştir. 20 Mayıs 1909 günü Cebelibereket Mutasarrıfı Mehmet Asaf, Bahçe Müftüsü İsmail efendi, kardeşi Yusuf görevinden uzaklaştırılmış ve tutuklanarak Erzin hapishanesine götürülmüştü. Cebelibereket Mutasarrıflığına Giritli İzzet paşa atandı. Kısa süre sonra, Giritli İzzet paşa görevinden alındı yerine, Ermeni yanlısı Selanikli Gani bey Mutasarrıflığa getirildi. Selanikli Gani bey Mehmet Asaf’ı suçlayan haksız ve mesnetsiz bir çok yazılar yazmıştır. Ermenilerden bol bol alkış toplamıştır. Bu adam Bahçe Müftüsü ve diğer tutuklular aleyhlerine de olabildiğince yazılar yayınlamıştır.
Devletin dış ülkelerin baskısıyla Ermenilere karşı gevşek davranması, Bahçe müftüsü ve onun gibilerini harekete geçirir. Bahçe müftüsü, Ermenilerle savaşmak isteyen Türklere önderlik eder. Dış ülkelerin baskısıyla Ermenilere karşı savaşan liderler cezalandırılır. Ermeni lideri Muşeg’in tahrikleri ve şikâyeti üzerine Bahçe’de ki Ermenilerin öldürülşmesinden sorumlu olarak tutulan Bahçe müftüsü İsmail Efendi ile kardeşi Bahçe Belediye başkanı Yusuf Erzin’de suçsuz yere mahkûm olur ve hapsedilirler. Bahçe müftüsünün belirgin bir kusurunu hulamazlar. Ancak; “Müftü isteseydi Bahçe’deki Ermenilerin öldürülmelerini engellerdi. Kendisi Ermenilerin öldürülmesi için fetva vermiştir. Bu fetva üzerine halk Ermenileri öldürmüştür” denilmiş ve Osmaniye müftüsüne yazdığı bir mektup mahkemede delil olarak sunulmuş ve idamına teşkil etmişti.
Haçin’de (Saimbeyli), Garvit efendi isminde bir Ermeni papazı bulunmaktaydı. Bu papaz, bir çok Müslüman katletmiş olan bir anarşistti. Haçin papazı Garvit Efendi, birçok müslümanı bir eve doldurmuş, onlara işkence ettirmişti. Eve doldurduğu kişiler içinde çok sayıda genç ve güzel kırlarda bulunuyordu. Ayrıca, kazanın müftüsü’nün iki genç ve bakire kızlarını alıkoymuşlardı. Papaz Garvit, şehirde terör estiren Ermeni taşnak militanları ile evlere doldurduğu genç ve bakire kızların ırzlarına geçmişti. Bu sırada kaza müftüsünün iki genç kızının ırzına da papaz Garvit ile militanlar geçmişti. Genç kızların namuslarını kirletmeyle yetinmeyen Garvit ve militanlar, topladıkları masum insanları öldürmüş, ayrıca evi ateşe vererek tümünü yakmışlardı. Daha sonra, askeri birlikler Haçin’e müdahale etmiş, Müslümanları Ermeni zulmünden zor kullanarak kurtarmış, papaz Garvit ile bazı militanlarıda Erzin’e yargılamaya getirmişlerdi. Papaz Garvit işlediği bu ağır suçtan sonra Erzin Divan-ı Harp mahkemesince idama mahkum olmuş, idam gömlkeği dikilmişti. Ne gariptir ki işte bu adam asılacaktı ki, Bab-ı Ali emri ile tahliye edilmişti.
Haçin Müftüsü’nün kızlarını kirleten ve yüzlerce Müslüman yakan herifin hemen tahliyesi Sadrazam tarafından istenmekteydi. Mehmet Asaf’ta berat ettiği halde asılması için son demlerde emir gelmişti. Bu kararı duyan duyan halk çılgına dönmüştü. Yarılamalar tekrar başlamıştı. Divan-ı harp mahkemesi 22 Ağustos 1909 günü Cebelibereket Mutasarrıfı Mehmet Asaf-ı yeniden berat ettirdi.
İdam kararı çıktıktan sonra, Bahçe Müftüsü İsmail efendiye jandarmalar tarafından kaçma fırsatı verilmiş, kaçması önerilmişti. Müftü; “Ben Osmanlı Müftüsü’yüm. Osmanlı Müftüsü hapisten kaçtı diyerek sarığıma kir getirmem. Bu bana yakışmaz” der ve kaçmayı reddeder.
Bahçe’de Ömer Kamber’in hanımı, Bahçe Müftüsü İsmail ile kardeşi Bahçe belediye başkanı Yusuf’un da annesi olan Güllü Hatun Erzin’de tutuklu bulunan oğullarını görmesi için, hapishane yetkilileri izin vermezler. “Görüşme yasak, yarın görüşürsün” derler.
İdam günü gelir. Erzin çarşısındaki ulu çınarlarda asılacaklardı. Gecenin sonlarında bir gurup jandarma, gardiyan ve yargıçlar olduğu halde Erzin hapishanesinin önüne gelmişlerdi. Müftünün asılacağı anlaşılmıştı. Hapishanede bulunan bütün mahkûmlar Müftüyü vermek istemezler. Büyük parmaklı kapı arkasına, yatak ve dolap yığarlar. Savcı ile jandarma kumandanının bütün ısrarlarına rağmen vermezler. Ellerinde sopa durmadan “Biz ölürüzde Müftüyü vermeyiz” diye bağırırlar. Müftü İsmail ile kardeşi Yusuf tevekkül içinde, Kuran okumakla meşguldürler. İçeriye ölüm soğukluğu esmeye başlamıştı. Arkadan kalabalığı yararak fırlayan Müftü; “Arkadaşlar, bırakın, açın kapıyı. Bin canım olsada minnet etmem. Bu vatanıma canım feda olsun” der ve kapıya doğru ilerler. Derin bir sessizlik ve hüzün başlar… Müftü, “Ben hazırım” der. Gardiyanlar kapıyı açıp Müftüyü askerlere teslim ederler. Kardeşi Yusuf ve öteki mahkûmlarla birlikte dışarı çıkarıldılar. Üzerlerine orada dikilmiş beyaz idam gömlekleri giydirildi. İdam olacakları çınarların altına kadar yürüdüler. İki rekât namaz kıldılar, şahadet kelimesi getirdiler. Müftü masaya çıktığında, “Benim affım geliyor, ben suçsuzum, beni asmayın” diye bağırır ama dinlemezler. Elleri arkalarından bağlanır, boyunlarına ip geçirilir. Son arzuları sorulur ve altlarından masalar çekilir. İp uzar, müftünün ayakları yere değer. Tekrar asarlar, bu defa ip kopar. Tekrar asarlar bu defa da çınarın dalı kırılır. Tekrar asarlar. Sonra da kardeşi Yusuf ile diğerlerini tek tek asarlar. Aynı gün 17 müslüman Türk idam edilir. Türklere karşılık bir ermeni asılır. 25-30 kişilik suçlu ve tutuklu Ermeniler serbest bırakılırlar. (14 Ocak 1910
Müftü İsmail Efendi, ikinci kez kurulan Divan-ı harp mahkemesinde Adana valisi Cemal paşa’nın emir ve baskısı ile idam edilmiştir.
Arafe gecesi Güllü hatun Erzin’de Hocazadelerden Ahmet efendinin evinde kaldı. O gece hiç uyumadı. Sabaha karşı bir gürültü oldu. Erzin’de sanki bir deprem olmuştu. Güllü Hatun, o anda feryat ederek “Oğullarımı astılar’… diye bağırdı, Erzin inledi. Oğullarının ardından günümüze kadar gelen şu acı ağıdı yaktı:
AĞIT
İstanbul’dan geldi ferman
Galmadı dizimde derman
İsmail’i verin bana
Yusuf’u vereyim gurban
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Erzin’de de goca çınar
Yel eser yaprağı döver
Gaç gurtul Müftü efendi
Dünya bir havaya döner
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Yol üstünde ulu mezar
Yel estikçe gumu tozar
Dar ağacı gurulunca
Değirmenin için gezer
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Erzin’de de dar ağacı
Salınır kendirin ucu
Ben müftüyü vermem demiş
Mahpusta gardiyan Hacı
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Bugün tekkeden çıkmadın
Sağına soluna bakmadın
Okunan Kur’an hakkı için
Düşmana gurşun atmadım
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim neni
Azizli’ye Azizli’ye
Duman çökmüş düz yazıya
Gurtarırım müftüm seni
İlahen dolu gaziye
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Siyah sakal pırıl pırıl
Gur’an okur gürül gürül
Yusuf hapiste vezir olmuş
İsmail’im ona darıl
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Değirmenin önü sudur
Sular akar harıl harıl
Darağacı guruluşun
Müftüm Yusuf’uma darıl
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Darağacı yapılıyor
Oda takdanın eninden
Bir güncağız gördüyüdük
Oda Hamid’in gününden
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Darağacı gurulmadan
Yunak suyu vurulmadan
Varın söylen anasına
Bunun gözü yumulmadan
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Yusuf’um ay Müftü’m güneş
Verin kefenini geyem
Şimdi yavrularım gelir
Ben onlara neler diyem
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Müftü Güneş, Yusuf ay’ım
Verin kefenleri geyim
Habar alır avratları
Dayan oy yüreğim dayan
Müftüm nenni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Bizim köye ferman gelmiş
Uğrun uğrun okunarak
Beyler asılmaya getmiş
Bönüz bönüz bakınarak
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Müftü oğlum vezir olmuş
Müdiran ekiyor darı
Gelin guzum helallaşek
Elinizi verin beri
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Müftümün sakalı gara
Yusuf’umu çekmen dara
Niyaz etdim ben Mevlama
Mevlam sizi yaksın nara
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Saat sekizde basdılar
Candan umudu kesdiler
İmdada gel Erzin’liler
Bahçe müftüsünü asdılar
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Bulanığın yolu güzel
Yel eserde gumu tozar
Müftüm darağacın görünce
Mahpushanın için gezer
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Çarşıda da goca çınar
Yel eserde dalı döver
Duvar dibinde asmışlar
Yönünü gıbleye döner
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
İsmail’im galır ara
Yusuf’umu çekmen dara
Darağacı çift gurulmuş
Asılmışlar sıra sıra
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Gül ağacın budamışlar
Gülü gonca açsın diye
İkisini de öldürmüşler
Ocacığı batsın diye
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Evlerinin önü asma
Asmanın dalına basma
Gavurmusun zalım cellat
Birin asda birin asma
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Biri Yusuf biri Müftü
Böylemi Osmanlı’nın ahdı
Yusufumu öldürenin
Yıkılsın sarayı tahdı
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim neni
Yeşil sarık parıl parıl
Guran okur gürül gürül
Adana’da vali paşa
Oğlumu asana darıl
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Şu Erzin’in minaresi
Yıkılıp viran galası
Yedi köyün bir ağası
Gurtarmamış Erzin’liler
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Erzin’inde içi sulu
Sen asdıran gavuroğlu
Sana ayan olmadımı?
Sen ulaş Hazreti Ali
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Enlidir döşün arası
Alnında ferman garası
Bu işe ağlamam amma
Boğazı kendir yarası
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Şu Bahçe’den getirdiler
Şu Erzin’e yatırdılar
Ben bir şeye yanmıyorum
Gavur keyfin yetirdiler
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Müftü oğlum okur yazar
Reis oğlum deli gezer
Yakdı kül eyledi beni
Erzin’deki çifde mezar
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Gara zubun bel istiyor
Gümüş martin gol istiyor
Bugün mubarek gecesi
Çift gelinler yar istiyor
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Gül ağacı boğum boğum
Gül yaprağın dökdü bögün
Yusuf’umun çift gelini
Bülbül oldu ötdü bögün
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Hem okurum hem yazarım
Evim odamı bozarım
Elim aldım çift sarığı
Oda oda ben gezerim
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Erzin’de de goca çınar
Tülüsü başında döner
Azizli Mehmet Efendi
Lastikli gundura geyer
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Atını çekin dışarı
Atı bindirmez haşeri
Ağlasana Sultan hatın
Dinden imandan dışarı
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Dışarı çekin atını
Pusatın üstüne atın
Goca Erzin’i yol ederken
Yoruldunmu Sultan Hatın
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Böyle Osmanlı’nın fendi
Evvelden de belli kendi
İslamiyet’ten ün almış
Bahçe’de Müftü Efendi
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Yusuf oğlum kibar bakar
Ayağına çizme çeker
Dolansa saraya varsa
Gaymakam ayağa kalkar
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Adana’nın valisini
Bağlasınlar delisini
Haber verin Bahçeli’ye
Galdırsınlar ölüsünü
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Atını çekin bazara
Müftüm dayanmaz nazara
Gurban olam Erzinli’ler
İkisin bir gon mezara
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Hem okudum hemde yazdım
Yalan dünya senden bezdim
Evime halılar yazdım
Oğullarım gelir diye
Müftüm neni, Yusuf nenni
Neni biriciğim nenni
Yöresel Kelimeler :
Mutasarrıf : Osmanlılarda sancak yöneticisine verilen ad
Yakılan : Söylenen
Mahpus : Hapishane
Tekke : İbadet yapılan yer, dergah
Azizli : Ceyhan ilçesine bağlı köy
İlahan : Leğen
Gazi : Gazi altını
Yunak : Cenaze yıkanılan masa
Ferman : Buyruk emir
Bönüz : Saf şaşkın
Bulanığı : Bahçe ilçesinin eski adı
Viran : Yıkık harap
Zubun : Gömlek
Martin : Tek kurşun atan eski bir tüfek
Haşeri : Huysuz
Pusat : Atın takımları
Gavil : Dilek sözleşme
Yazmak : Döşemek sermek
Bezmek : Usanmak, bıkmak
Böğün : Bugün
KAYNAK
1- Mehmet Tekin : Güneyde kültür dergisi, Nisan, sayısı: 62.s. 1-2, Antakya
2- Cezmi Yurtsever : Ermeni Terör Merkezi Kilikya Kilisesi, İstanbul, 1983, s.274
3- Yaşar Kemal : Ağıtlar, 1993, s.129
4- Mehmet Erkoçak : Osmaniye Yöresine Ağıtlar ve Türküler. Osmaniye Belediyesi Kültür Yayınları-2
Osmaniye, 1998, s.29-30
5- İbrahim Emiroğlu : Geçmişten günümüze Erzin, Erzin belediyesi kültür yayınları, İzmir 2001,s.214-215
6- Mümtaz Çelebi : Çiftçi Okur-yazar, yaş 55 Kuzuculu, 1997, Dörtyol
7- Kadir Aslan : Milli Mücadelede İlk Kurşun ve Dörtyol, basılmamış kitap, s.36 Dörtyol
8- Abdullah Remzi GÜL : 1909 Adana olayları ve Bahçe’de Kurtuluş Mücadelesi, Mersin 2006, s.88-89-90
9- Güner CANDAN : (Asılan Müftünün Gelini) Ev hanımı, okur-yazar yaş.65,4.12.2006 Bahçe/Osmaniye
İNCE HACI’NIN AĞIDI
Kaynak kişi: İrfan Can Öğretmen araştırmacı Kadirli - Osmaniye
Derleyen : Osman Taşkaya Âşık Feymani Azaplı Köyü Kadirli –Osmaniye
İnce Hacı Sarız ilçesindendir. İnce Hacı büyük baş hayvan tüccarıdır. Günün birinde Ceyhan ilçesinin İnceyar köyüne sığır almaya geldiğinde, İnceyar köyünden Halil ağanın kızı Zöhre’yi görür ve âşık olur. İnce hacı aynı zamanda kendi yöresinden bir kızlada nişanlıdır.
İnce Hacı Zöhre’nin babasının yaylaya çıktığı bir zamanda tebdili kıyafet olur ve Zöhre’nin babasına gider. “ Halil ağam ben fakir birisiyim senin hayvanlarına çoban durmak istiyorum” der. Halil ağa da İnce Hacı’yı hayvanlarına çoban tutar. İnce Hacı tebdili kıyafet olurken atını da birine bakması için emanet eder. Adama da biraz para verir.
İnce Hacı bir gün fırsatını bulup, çeşme başında Zöhre’ye “Zöhre aslında ben çoban falan değilim” deyince Zöhre de ya sen nesin deyince İnce Hacı da “Zöhre ben sana aşığım” der. Kızda İnce Hacı’ya gönül verir ve anlaşırlar. Daha sonra da İnce Hacı Zöhre’yi alır kaçırır. Atını bakması için verdiği adamda Zöhre’yi görünce gönül düşürür ve Zöhre’yi İnce Hacı’ya yar etmemek için de fırsat kollar. Kızın babası Halil ağa “Ulan kızımı kim bulursa Zöhre’yi ona vereceğim” der. Bunu duyan o besici adam hemen İnce Hacı’ya giderek derki; “Hacı, Halil ağa seni arattırıyor”, sana silah lazım olur belki diye kendi silahının da innesini kırar ve İnce Hacıya verir. Halil ağanın adamları bir gün ararlarken Ceyhan’ın Tatarlı köyünün yakınında İnce Hacı ve Zöhre’yi çevirirler. İnce Hacı atına atlar ve ağanın otuz atlısına karşı savaşmak için harekete geçer. Halil ağanın adamları hücum edince İnce Hacı silahını çeker ateş etmek ister ama, silah çalışmaz. Bakıcının hile yaptığını anlar ama ne yapsın iş işten geçmiştir. İnce Hacı’nın belinde kılıcı varmış, o kılıcı çeker önce kendisine hile yapan bakıcıya kılıcı sallar, Hacı ölür.
Bu durumu gören Zöhre’de ata biner kaçmak ister ama Halil ağanın adamları Zöhre’nin bindiği atı vururlar. Zöhre’yi yakalayıp Halil ağaya getirirler. Ağa Zöhre’yi ayrı bir eve ayırır ve hiçte sahip çıkmaz. Zöhre uzun bir zaman yoksulluk içinde perişan bir hayat yaşar.
Zöhre kaçtığında İnce Hacı’dan hamile kalır, bir çocuğu olur. Bir gün İnce Hacı’nın akrabalarından yedi kişi Zöhre’nin babasının evini basar ve Zöhre’yi kaçırıp Avşar ellerine götürürler. İnce Hacı’nın kardeşi Uruşan beyle evlendirirler. Yedi kişi Zöhre’yi kaçırırlarken, Zöhre beni önce İnce Hacı’nın mezarına götürün, ondan sonra Avşar’a gidelim der. Zöhre’yi İnce Hacı’nın mezarına götürürler. Zöhre İnce Hacı’nın mezarı başında şu hüzün dolu ağıdı söyler.
İnce Hacı Avşar aşiretinden olduğu gibi Halil ağada Ceyhan yöresinde, Yukarı Çukurova’da yaşayan Türkmen aşireti Cerit aşiretindendir. Zöhre Uruşan beyle evlenince önce bir kız çocukları dünya’ya gelir. Kız büyüdüğünde de tekrar ana tarafından isterler ve Ceritlerle evlenir.
AĞIT
Gıyık ince Hacım gıyık
Ağ dudakda sümbül bıyık
Hacım ora varmadımı?
Tatarlı’da koca Hüyük
İşte geldim mezarına
Ağlıyorum üzerine
Emmilerin düğün gurmuş
Adana’nın bazarına
Önüm leçe ardım leçe
Gül deşirdim seçe seçe
Ardından düşman geliyor
Gaç ha İnce Hacım gaç ha
Leçe de de çevirdiler
Hacı diye çığırdılar
Hiçmi akraban yoğudu
Gurşununan gavurdular
Yörün Tatarlı uşağı
Guşanın gayret guşağı
Benim arkam çok diyordun
Hani emmiyin uşağı
Tatarlı’nın söğütleri
Top top olup bitdimola
Avın almış İnce Hacım
Muradına yetdimiola
Hacım yatar hecin gibi
Gara bıyık sicim gibi
Ben ağlarım başucunda
Göz yaşlarım sicim gibi
Şu garşıki yüce dağlar
Suyu üstümüze çağlar
Bu meyitin başucunda
Gelin değil bir gız ağlar
Aman Uruşan Uruşan
Deli olur bu derde düşen
Yetiş tez gayınım yetiş
Hacımın halı perişan
Hacım çarşıda sallanır
Atı nalbantda nallanır
Bir gurşunla adammı ölür
İnsan beylerden arlanır
Zöhreyin gözü sürmeli
Hacıma öğüt vermeli
Yangın Hacımın yüreği
Binboğa’dan gar vermeli
Zöhre’ye âşık diyorlar
Cahana daşık diyorlar
Hacımın gara kekili
Gana bulaşık diyorlar
Ne enişin dibindeyim
Ne yokuşun başındayım
Bana dulluk yakışırmı
Daha on beş yaşındayım
İpekden de işlik geymiş
Bedenine dar geliyor
Benim için öldürdüler
Namusuma ar geliyor
Düşman gelir gatar gatar
Hacım golun bir hoş atar
Altı patlar topu dönse
Hacım bir orduya yeter
Osandım candan osandım
Ağırımış düşman sözü
Topuğumdan gurşun değdi
Görmesin Hacımın gözü
Soydan belli benim Hacım
Gahvaltı yer gaymağınan
Gayrı küsdüm gediyorum
Heç görüşmem oymağınan
Üzüm gara üzüm gara
Salkımları düzüm gara
Bana düşman gızı derler
Elalame yüzüm gara
Çıkdı dereden buruna
Benide aldı terkiye
Uruşana el ediyor
Ulaşın diye Baki’ye
Belinde Hama guşağı
Şuna canın gaynamazmı?
Nerde bir düğün görürse
İnce Hacım oynamazmı
Alev alev yanıyorum
Başucunda dönüyorum
Garşıdan bir atlı çıksa
Hacım gelir sanıyorum
Baldan daha datlı gelir
Dili şeker topağında
Uzun boylu İnce Hacım
Golları diz gapağında
Gara şalvar bacağında
Altı patlar gucağında
Gavga ediyor gul olduğum
Tatarlı’nın bucağında
Yöresel Kelimeler :
Uruşan : İnce Hacının kardeşinin ismi
Tatartlı : Ceyhan’a bağlı köy. (Bu günkü adı Irmaklı)
Cahan : Ceyhan nehri
İşlik : Yakasız keten gömlek
Ceritler : Yukarı Çukurova’da yaşayan Türkmen Aşireti
SELVER KIZIN AĞIDI
Kaynak kişi: Fadıma Soylu 1315 d. merhum
Derleyen : Seyfi Metin Hemite Köyü Osmaniye
Bu ağıdın yaşanmasına vesile olan olay Osmaniye’nin Hemite Köyünde yaşanır.
Kahramanmaraş’ın Zeytinbeli köyünden bir aile tarım işçiliği yapmak üzere Osmaniye’nin Hemite köyüne gelirler. Ekmek parası kazanmak için ailenin iki oğlu birde Selver isminde esmer güzeli, kızı vardır. Birkaç sene çalışırlar. Selver kız köyde bir gençle tanışır, konuşurlar gizli, gizli buluşurlar. Aşk bu aşkın gözü körya. Gözleri bir şeyi görmez. Ama kardeş karısı yani yengesi bu olayı sezer. Ne yapsın Selver kızda olayı yengesine anlatmak zorunda kalır. Anlatır anlatmasına da yengesi ile her zaman araları iyi gitmez. Bir gün aralarında ufak bir tartışmadan sonra yengesi olanları kocasına anlatır. Selverin sevdasını duyan abisi çok sinirlenir. Selveri öldürmek için planlar kurar.
Günlerdir planlarını yapan abi çalıştığı ağanın atarabasını alır eve biraz odun taşımak istediğini söyler. Selver kıza da derki
- Hadi bacım arabaya bin ırmağın kenarlarında biraz çalı çırpı toplayalım der. Her şeyden habersiz Selver kız tamam der arabaya biner. Abi kardeş ırmak boyuna doğru giderler. Issız ve ormanlık bir alana geldiklerinde abi yapacağını yapar üç kurşunla kardeşi Selver’i öldürür.
Cesedi yok etmek için kurduğu planı gerçekleştirir. Cesedi bir çuvalın içine koyar ağzını bağlar arabaya koyar ırmak vadisinde Kumarlı köyüne yakın bir yerden Ceyhan ırmağına atar.
Geri döner ve atarabasına ağaya teslim eder. Hanımına da ben birkaç günlüğüne uzak bir yere gidiyorum babama söyle der.
Akşam eve gelen baba ana Selver kızın eve gelmediğini görünce telaşlanırlar. Akıllara gelen ilk iş birisi ile kaçtığıdır. Hiç kimsenin aklına gelmez ki abisi tarafında vurulduğu.
Çuvala konulup ırmağa atılan ceset suya kapılarak akar ve Sakarcalık köyü yakınlarında Mine kayası denen yerde ılgınlar arasında çobanlar tarafından bulunur. Olay köye duyulur yakınları gelir bakarla ki o güzel Selver kızın cesedi tanınmaz halde. Selver kızın cesedi başında ağıtcı Elif garı şu ağıdı söyler.
AĞIT
Evimiz Maraş’dan göçdü
Vurdu da Ordu’yu geçdi
Azgın Sevler’in yarası
Biz bindirdik gendi düşdü
Ay doğardı gediğinden
Sevler çıkmaz dediğimden
Kalk gızım yaylaya göçek
Meyremçil’in gediğinden
Gızım var gızlar içinde
Yemen gınası saçında
Sallanırdı ağ Sevler’im
Hemite köyünün içinde
El yağlığı dört bükülü
Darak cebinde sokulu
Kınaman komşular bizi
Selver yitirmiş akılı
Oyalı kefiye başında
Kurşun yarası döşünde
Öldürüp suya atmışlar
Araplı’nın üst başında
Sabahınan er kakışır
Koluna kolçak takışır
Kırmızı edik giydirmen
Kara kundura yakışır
Çizmeyi giyer kıçına
Gider camızın içine
Yukardan aşağı akmış
Yılgın dolanmış saçına
Çıktım Hemite dağına
İlenbir attım bağına
Beş sene ardına düştü
Vermedim Cerit beyine
Hele bakın o Selver’e
Ağ kolları hilim, hilim
Halısını ben tümledim
Satın alıcıyım kilim
Selver’in çektiği deve
Kâh yörür de kâh bozular
Kara yağızın güzeli
Dulukta parlar gaziler
Bulanıklı, bulanıklı
Kimseye etmem mudara
Kabirler karanlık olur
Yakarda korum idare
Yöresel Kelimeler :
Hemite : Osmaniye iline bağlı köy
Araplı : Osmaniye iline bağlı belde
Kumarlı : Osmaniye iline bağlı köy
Duluk : Kulakla yanak arası
Gaziler : Altın
İdara : Gaz lambası, Şinanay
Yılgın : Ilgın çalısı
Kefiye : Mendilden büyük baş bağı
Meyremçil gediği : Andırın ile Göksun arasında yayla
Gıçı : Ağıttaki anlamı ayak
Cerit : Yukarı Çukurova’da bir Türkmen aişreti
Hilim, Hilim : Dal dal, uzun uzun
Tümlemek : Tamamlamak
Mudara : Minnet
Yağlık : Bir tür mendil ter bezi |