|
Giriş
Osmaniye ili mahalli kıyafetleri incelenirken, ilin coğrafi yapısı ile toplumsal (Sosyolojik) yapısının iyi bilinmesi gerekmektedir. Yörede yaşayan Türkmen oymakları birbirlerine yakın kültürel yapı arz ederken, küçük kültürel farklılıklar göstermektedir. Ancak; bu Türkmen boylarının, kültürel ortak noktaları, bir başka deyimle kültürel bileşkeleri daha fazladır. Bu düşünceden hareketle, yöreyi taradığımızda karşımıza inanılmaz güzelliklerin çıktığına şahit oluruz.
Öncelikle bölgenin Türkleşmesine bakmamızda fayda vardır. Türk boylarının bu bölgeye yerleşmeleri, 780 li yılların sonuna, 800 lü yılların başına rastlamaktadır. Abbasi Halifesi Harun Reşit’in bölgede aynı adla anılan “Harun Reşit kalesi” bu tarihlerin canlı belgesi gibidir. Kalenin Harun Reşit’in uç beylerinden olan ve aynı zamanda Horasanlı bir Türkmen beyi Ebu Süleyman Bin Faraç tarafından yapıldığı bilinmektedir. Bu tarihlerden sonra bölgeye, Türkmen oymaklarının yerleştiğini ve bir daha da dönmediklerini, bölgede kaldıklarını görmekteyiz. 1071 Malazgirt savaşından sonraki yıllarda Selçuklu hakimiyeti ile birlikte 1350’li yıllarda Çukurova’nın batısına yani Adana’ya Ramazanoğulları, Osmaniye ve çevresine de Oğuzların Kınık boyunun yerleştikleri bilinmektedir. Bu zaman içerisinde Harun Reşit döneminde bölgeye yerleşen Türkmen oymakları Kilis Elbeyli ile eski Osmaniye iline bağlı, bugün ise Gaziantep ilinin İslahiye ilçeleri ve Osmaniye’nin, Düziçi ve Bahçe merkezli Andırın ve Pınarbaşı’na kadar uzanan bir bölgeye dağıldıkları görülmektedir. Kuzey doğudan Güney doğuya doğru uzanan bu çizgiye Türkmen kültürünün “AKYOL veya AĞYOL” ak çizgisi denmektedir.
Bu Türkmen bölgesinin kültürel yapısı incelendiğinde, Kültürel değerlerinin hemen hemen aynısı olduğu görülmektedir. Mahalli mutfaklar, Giyim kuşamları, Başlarına giydikleri börkleri, ayaklarındaki yemenileri, bele bağladıkları kuşakları, şalvarları kadınların başına giydikleri feslerinden tutun da, düğünde söylenen kına ağıtları, ağız yapısı, Türküleri, Halk hikayeleri ile bir bütündür. Hatta bu bölgede yaşayan insanlar bir birlerinin akrabalarıdırlar.
Coğrafi yapı:
Osmaniye Güneydoğu Toros’ların, Amanos (Gavurdağları) havzasında yer almaktadır. Ceyhan nehri, Savrun çayı, Hamus çayı, Keşiş Çayı, Kesik çayı, Kalecik çayı, Çona çayı, Karaçay, Sabun Çayı gibi akarsu kaynaklarının Çukurova’ya döküldüğü Yukarı Çukurova olarak bilinen verimli topraklar üzerinde kurulmuştur. Güneyinde İskenderun körfezinden doğuya doğru uzanan Gavurdağları, Kuzey batı ve kuzeydoğu istikametlerinde uzanan Toros dağları, Doğusunda Dumanlı ve Düldül ile Dırıl dağları ile çevrili, batısı ise verimli Çukurova ile çevrili, dört mevsimi bir günde yaşayan, Akdeniz bölgesinin şirin bir ilidir.
Osmaniye ilini iki coğrafi bölümde ele almamız, Halk Kültürü açısından faydalı olacaktır.
1) İlin Çukurova’da kalan bölümü; (Ova Köyleri)
İl merkezi Gavurdağları’nın kuzey eteklerinde Karaçay vadisinde kurulmuştur. Rakım 123 m dir. Merkez köyleri ile Kadirli ilçesinin Çukurova’da kalan ova köyleri olarak bilinen köyleri ve Toprakkale ilçesinin tamamı bu bölgede yer almaktadır. Birinci bölgede kışlar yağışlı ve ılık geçerken, Yazları sıcak ve nemli geçmektedir. Kış aylarında bir günde dört mevsim yaşamak mümkündür. Ancak; yaz ayları başladığında cehennemi andıran sıcaklarla mücadele başlamaktadır. İlin bu bölgesinde yaşayan nüfus yoğunluğu yaklaşık % 70’in üzerindedir. Bu bölgede yaşayan nüfus genel olarak tarımla ve az sayıda da olsa hayvancılıkla geçimini idame ettirmektedir.
2) İlin Dağlık bölgede kalan bölümü (Dağ kolu köyleri)
İlin ikinci bölümünde ise mahalli deyimle dağ kolu dediğimiz köylerin bulunduğu, Merkez ilçeye bağlı eski vilayet merkezinin de yer aldığı Cebel köyü başta olmak üzere, Gavurdağı’nın yükseklerinde kurulmuş olan Hasanbeyli ve Bahçe ilçelerinin bütün köyleri ve Düziçi ilçesinin dağ kolu köyleri ve Kadirli ilçesinin Toros dağlarının zirvelerindeki köyleri, yine Sumbas ilçesinin Toros dağlarının yüksek yerlerindeki köyleri yer almaktadır. Bu bölümde kışlar yağışlı ve oldukça soğuk geçerken, yazlar serin geçmektedir. Bu bölümde bazı köylerimizin rakımları ise Merkeze bağlı Cebel köyü, Hasanbeyli, Kadirli ilçesinin Kalealtı köyü 1000 m’nin üzerinde olarak göze çarpmaktadır. Bu bölgelerin genellikle kışları nüfus yoğunluğu azalırken, yazlar yayla olarak kullanılmaktadır. Dağ kolu köylerinin nüfus yoğunluğu ise il nüfusunun yaklaşık % 30 unu oluşturmaktadır. Dağ kolu köyleri olarak bilinen bu köylerde hayvancılık ve kırsalda mahalli deyimle “destiye” susuz tarım hakimdir. Bu bölgeler Ova köylerinden daha önceleri yerleşme bölgeleridir. İlk yerleşen Türkmen oymakları bu bölgelere yerleşmişlerdir.
Osmaniye coğrafi olarak bu farklılıkları gösterirken, siyasi yapılanma olarak ta farklılıklar göstermektedir. Celali isyanları olarak bilinen Anadolu isyanlarında Osmaniye’de fetret devri yaşamıştır. Dağ kollarında yaşayan ve çeşitli isyanlara katılan aşiretlerin ve daha sonraları (16 yy) Çukurova’ya yarı yerleşen, Türkmen oymaklarının, Osmaniye ve çevresinde yerleşik halde bulunan Kınık Türkmenleri üzerinde bir baskısı ve Adana’da yerleşik halde bulunan Ramazanoğlu (Yüreğiller) Türkmen beyliğinin Kınıklarla aralarında başlayan çeşitli anlaşmazlıklardan dolayıdır ki, Kınık Türkmenlerinin bölgeyi kısmen terk ederek Anadolu içlerine çekilmeleri, Osmaniye çevresindeki siyasi yapılanmayı olumsuz etkilemiştir. (Osmaniye kurucu aşiretlerinden nüfus yoğunluğu en kalabalık olan Tecirli aşiretinin Kınık boyundan kalan Türkmen aşireti olup olmadığı üzerindeki çalışlmalar devam etmektedir)
Osmaniye’nin tarih içinde siyasi seyri
Osmaniye’nin 1071 sonrası siyasi yapısını incelediğimizde, 1350’li yıllarda Adana’ya yerleşen Ramazanoğullarına (Yüreğil beyi Ramazan)a beylik ve sancak verildiği yıllarda Osmaniye’de Oğuz’ların Kınık boyunu görüyoruz. O Kınık Türkmenleri ki, Selçuklu Hanedanının da mensubu olduğu bir boydur. Kınıkların bu bölgede 18 yy la kadar varlıklarını sürdürdükleri tahmin edilmektedir. 19.yy lın başında Cevdetiye’de yaşayan Tecirli Aşireti’nin oda aşığı olarak bilinen Aşık Ömer’in bir şiirinde;
Haramiden görünür Harnı’nın düzü
Oturmuş beyleri ediyor sözü
Eski Kınıklı’yım Kimedem nazı
Enden, enden kırık bizim kolumuz.
demektedir. Bu dörtlükten Kınık’ların büyük köylerinden birinin de Araplı (Cevdetiye) olduğu anlaşılmaktadır. Osmaniye 1517 ile 1696 tarihleri arasında Maraş’ta bulunan Zülkadriye Vilayetine bağlı kalmıştır. 1833 te Ali Paşa idaresine giren bölge 1840 yılında yapılan Kütahya anlaşması ile tekrar Osmanlı idaresine geçmiştir. 1866 Yılında “Vilayetler Nizamnamesi” olarak bilinen düzenlemeye göre Osmaniye kazası olarak şekillenmiş, aynı nizamnameye göre Osmaniye - Cebel-i bereket Payas Sancağına ve Halep Beylerbeyliğine bağlanmıştır.
Payas Sancağı 1874 yılında Cebel-i Bereket adını alarak Yarpuz nahiyesine taşınmış ve Cebel-i bereket Sancağı (Vilayeti) halini almış, bu vilayete başta Payas olmak üzere; Islahiye, Bulanık ve Hassa ilçeleri bağlanmıştır. Bu siyasi yapıya göre Gavur dağlarının tamamına yakın bölümü Osmaniye sınırları içerisinde kalmaktadır. 1905 yılına gelindiğinde Cebel-i Bereket Vilayeti Osmaniye Kaza merkezine taşınmış ve 1924 yılına kadar idari yapısı bu şekilde devam etmiştir.
Cumhuriyetin ilanından hemen sonra 1924 yılında Devletin idari yapısı yeniden düzenlenmiş ve Osmaniye gerek nüfus yoğunluğu ve gerekse etki alanı ve coğrafi konumları dikkate alınarak Osmaniye ili olarak siyasi yapısını sürdürmüştür. 1933 yılında bilinmeyen sebeplerden dolayı (Hatay meselesinden dolayı olması muhtemeldir) siyasi yapısı kaza merkezi şekline dönüştürülerek Adana iline bağlanmıştır. Hatay ilinin Türk nüfusu bu düzenleme ile güçlendirilmiş, Osmaniye’nin Hassa, Erzin, Dörtyol ve Payas ilçeleri Hatay iline bağlanmıştır. 1933 ten 1996 yılına kadar geçen 60 yılık sürede Adana’ya bağlı ilçe merkezi olarak siyesi yapısını sürdürmüş 1996 yılında tekrar Vilayet statüsüne kavuşturularak, T.C.Devleti’nin 80’inci ili olmuştur.
Kültürel etkileşim
Osmaniye 1071 den 2000 li yıllara gelene kadar siyasi seyri doğrultusunda zaman zaman, Zülkadriye Vilayetine, zaman zamanda Halep Beylerbeyliği’ne bağlı kaldığı, Bu Eyalet etki alanlarının da bölgenin 5 ilini kapsadığını görmekteyiz. Yüzlerce yıl iç içe yaşamış bir Türkmen kültürünün varlığı tartışma götürmez bir gerçektir. Dolayısı ile bölgede bulunan Adana, Osmaniye, Gaziantep, Kahramanmaraş, Hatay ve Kilis illerinde ortak bir Halk kültürünün varlığını kabul etmek son derece normaldır. Yukarıda sayılan bu ortak etkileşimin ışığında Osmaniye yöresel kıyafetlerine baktığımızda bir çok ortak unsur göze çarpmaktadır.
|